Anasayfa

Thursday, September 11, 2008

Meme kanseri teşhisinde 'DITI' dönemi



İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Balcısoy, İzmir'de düzenlenen tanıtım toplantısında, sistemin, diğer iç organlara etki eden meme kanseri taramasında, mamografi ve meme ultrasonografisi ile 20 yıldan bu yana çeşitli ülkelerde uygulandığını belirtti.

DITI uygulamalarında, 22 yaşa kadar meme kanseri ile ilgili bulgu tespitinde bulunduklarını aktaran Prof. Dr. Balcısoy, ''Sistemin, mamagrofiden önemli bir farkı, 40 yaş altı grubun da bu taramadan geçebilmesi. Sistem sayesinde kolay ve yanılma payı çok az bulunan sonuçlar elde etmemiz mümkün'' dedi.

-TARAMA ÇALIŞMALARI ARTIRILACAK-

Sistemin, her yaş grubundaki kadınların meme problemlerini erken bir aşamada algılama şansı tanıdığını vurgulayan Prof. Dr. Balcısoy şu bilgileri verdi:

''DITI, inceleme yapılan kişinin hiçbir şekilde radyasyona maruz kalmadığı, temas olmadan, en yeni teknolojinin kullanıldığı ağrısız bir klinik testtir. Mamografi çekiminin pek etkili olmadığı 40 yaşın altındaki kadınlar için özellikle yararlı olduğunu da belirtmeliyiz. Sistemi Ege bölgesinde uygulamaya başladık ve tarama çalışmaları sürüyor. Önümüzdeki günlerde daha geniş alanlarda ve kurumlarda, tarama ve uygulama çalışmalarını yapacağız. Ayrıca bir çok sosyal kurum ve kuruluşla, bu yararlı projenin uygulamaları konusunda dayanışmaya gireceğiz.''

Vücut ısısı enerjisini algılama ilkesi ile çalışan DITI sistemi, vücudun yapısal farklılıkları yerine ısı farklıklarını takip etmesi nedeniyle başlangıç aşamasındaki oluşumları tespit edebiliyor.

20-40 yaş arası radyasyon alması istenmeyen hastalar, mamografi çekimine uygun olmayan hamileler ile uygulama zorluğu nedeniyle mamografi yaptırmak istemeyen kadınlar bu sistemden yararlanabilecekler.

Labels: , , , , , , ,

Kadınlar daha çok kabus görüyor

Kadınlar daha çok kabus görüyor

İngiltere'de yapılan bir araştırma, kadınların erkeklerden daha çok kabus ve duygusal rüyalar gördüğünü ortaya koydu.

170 gönüllü üzerinde yapılan araştırmada, yakın zamanda gördükleri rüyaları anlatmaları istenen deneklerden erkeklerin yüzde 19'u, kadınların ise yüzde 30'u kabus gördüğünü söyledi.

Başka bir araştırma da, erkeklerin kadınlara nazaran daha rahat bir uyku çektiklerini gösterdi.

Kadınlardaki bu olumsuzluklara tek neden olarak, adet dönemlerinde vücut ısısındaki değişiklik gösterildi.

Edinburgh Uyku Merkezi Müdürü doktor Chris İdzikowski ise araştırmanın sonuçlarına şaşırmadığını belirterek, bu araştırmadan kadınların daha fazla kabus gördükleri mi yoksa bu kabusları daha iyi hatırladıkları mı sonucunun çıkarılması gerektiğine dikkat çekti.

ABD ordusunda toplu intihar şoku!

ABD ordusunda toplu intihar şoku!

ABD Ordusu’nda Irak'ın işgaliyle başlayan çözülme sürüyor. Bağdat'ta haklarında Iraklı aileleri keyfi öldürme soruş-turulması bulunan 21 asker intihar etti.

Askerlerden beşi intihar eyleminden sağ kurtulurken 16’sı öldü. Ordu, yaşanan intiharları önlemekte yetersiz kalıyor.

Irak ABD ordusu Bağdat Merkez Komutanlığı'nın 27 gün önce yaşanmış bir olayı saklayamaz duruma geldikten sonra açıklamak zorunda kalması gündeme bomba gibi düştü. Irak’ta görev yapan ABD ordusu 57 hava birliğinde 16 Amerikan askerinin intihar etmesini günlerce saklandıktan sonra kamuoyu ile paylaşmak zorunda kalması da olayın diğer skandal boyutu olarak gösteriliyor.

Olay ABD ordusunda ‘şok’ meydana getirirken askerlerin moral olarak çöküntü içinde olduklarını gösteriyor. Öte yandan, 16 ABD askerinin toplu olarak intihar etmesinin ordunun bütün birimlerini sarstığı belirtiliyor.

16 ASKER ANINDA ÖLDÜ

ABD ordusu, kuzey Bağdat grubunda bulunan 21 asker Iraklı ailelere karşı birçok defa katliam yapmakla suçlanmış ve bu suçlamaların ardından yargılama yolu açılmıştı. Askerlerin toplu intiharında beş asker tıbbi müdahale ile kurtarılırken diğer 16 askerin öldüğü belirtildi. ABD ordu güvenliği kaynaklarından alınan bilgiye göre, intihar grubu kendilerini ilk önce intihar için motive etmiş, ardından da çok ağır kimyevi zehir içerek ölüme gitmişler.

‘ORDUDA 'SIKIYÖNETİM'

Askerlerin cesetlerini gören görgü şahitleri cesetlerin 5000 yıllık mumya gibi tanınmaz bir halde olduğunu belirttiler. ABD ordusunda 2003 yılından beri sayısız intihar vakası olurken bunların yarısı ölümle sonuçlanmış. Olayın 27 gün sonra duyulması ordu içinde ‘sır saklama’ kararının olduğunu gösteriyor. Kurmay birimleri de yaşananların asker motivasyonun kırılmasına neden olmasından korkuyor.

ASKERLER NEDEN İNTİHAR EDER?

ABD'de intihar olaylarını artmasının ardında yatan gerçek psikoljik araştırma grupları tarafından inceleniyor. Ordunun politikası ve disiplin yönetmeliği intiharlara bir neden olarak gösterilirken en önemli gerçeğin Irak şartlarında Conilerin yaşadığı 'ölüm saplantısı' ve 'hayal kuramama' sıkıntısı olduğu belirtiliyor. Askerler hayal kuramıyor çünkü bir gün sonrası için hiçbir fikirleri yok, yaşadıkları ortamın bitmeyecek bir zaman dilimi olarak değerlendiriyorlar. Bu ise onları, hem saldırgan hem de yanlış yapmaya elverişli hale getiriyor.

2003'TEN BU YANA 600 İNTİHAR TEŞEBBÜSÜ

ABD Ordusu’nda Irak'ta 2003 yılından beri nasıl bir çözülme olduğu medyadan gizleniyordu. Ama son olayla birlikte 600 intihar vakasının yarısının ölümle sonuçlanması ABD ordu kaynaklarını tedbir almaya itiyor. Temmuz 2008’de Bağdat Merkez Komutanlığı’ndan meydana gelen intihar eyleminin şimdiye kadar yaşananların en trajik olduğu yorumu yapılıyor. Olayda askeri düzen eksikliği, insan unsurunu iflas etmesi ve genel ordu politiğinin yara olması çok net bir şekilde gözüküyor.

Star gazetesi

Labels: , , , ,

Friday, October 26, 2007

YTL-Dolar kuru nereye gider?

Bu aralar okurlardan en çok duyduğumuz soru şu. ‘Kur ne olur? ...Bir yıl sonra YTL-Dolar kurunu nerede görüyoruz?’

Sanırız okurlar biliyor ki... Böyle şeylerde iki gün sonrayı tahmin etmek imkansız gibi bir şey. Bir yıl sonrası konusunda olsa olsa... Spekülasyon yapılabilir.

Biz de YTL-Dolar kuru konusundaki bazı satırbaşlarını aşağı taşıdık.

Varsayımlar

Tahmin dediğiniz bazı varsayımları dayalı olur.

Dolar-Euro kurunun 1.35-1.45 bandında seyrettiğini varsayalım.

Güneydoğu kaynaklı büyük bir risk oluşmadığını düşünelim.

Amerika’nın da resesyona girmediğini varsayalım.

FED faizleri kademeli bir şekilde indirdi ve ani bir faiz düşüş olmadı diyelim.

Şimdi bunlar önemli varsayımlar ve en az birisi belli bir olasılıkla yanlış çıkacaktır. Örneğin Amerika’da bir durgunluk olasılığı şu anda bile yüzde 30 civarında. Öte yandan eğer FED faizleri hızla indirirse bu da döviz piyasalarını alt üst edebilir. Dolardaki kontrollü düşüşü bir kaosa döndürebilir. Olasılığı azdır ama yine de sıfır değildir.

Bu varsayımların epeyi sallantıda olması nedeniyle aşağıdaki analizin yanlış çıkması olasılığı da az değildir.

Satırbaşları

Bu varsayımları bir kere vurguladıktan sonra şimdi görüşlerimize gelelim.

Birinci satırbaşı carry trade ile ilgili.

TL-Dolar kurunun seyri her şeyden önce dünyadaki carry trade iştahına bağlı durumda. Carry trade devam ettiği sürece YTL’nin hızla değer yitirmesi ve kurun kalıcı olarak 1.40’ı geçmesi ancak yukarıdaki varsayımlardan biri veya birkaçının yanlış çıkması durumunda mümkün.

YTL’yi carry trade güçlü tutuyor. Bu böyle biline. (Oyuncular Brezilya Real’i gibi paraları da kullanıp bir döviz portföyü oluşturdukları için Türkiye’de geçici diye düşünülen olumsuz şoklar YTL’yi bu nedenle fazla etkilemiyor.)

Carry trade konusundaki beklentimiz de...

Oyuncuların bu spekülatif hareketi daha uzunca bir süre sürdürmeye niyetli olduğu şeklinde.

İkinci satırbaşı bizim cari açığı kapsıyor.

Biz yukarıdaki varsayımların doğru çıkması durumunda Türkiye’de cari açığın önümüzdeki 8 ay içinde yükseleceği kanısındayız.

Aslında... Cari açık zaten yükseliyor ama önemli olan bunun GSMH’ya oranı. Önümüzdeki dönemde bu oranda da bir artış olabilir.

Ancak bizim beklentimiz bunun YTL’yi fazla etkilememesidir.

Üçüncü önemli faktör Enflasyon.

Biz enflasyonun düşmeye devam edeceği ve bunun da faiz indirimlerini beraberinde getireceği kanısındayız.

Bununla birlikte faizler o kadar yüksek seviyedeki... Hızlı faiz indirimleri bile bizce YTL-Dolar kurunu fazla etkilemeyecek.

Ayrıca enflasyondaki gerileme de kalıcı olacağa benziyor.

Sonuç

Bütün bunları bir araya getirin ortaya çıkan tablo şu olur.

YTL’nin önünde riskler vardır.

Ama bu riskler YTL’yi kalıcı olarak 1.40’ların üstüne itmeye yeterli değildir.

Yukarıdaki varsayımların doğru çıkması koşuluyla... Bu ise epeyi riskli bir şeydir. Salih Neftçi Star

Labels: , , , , , , , , ,

Teröristler yollarda geziyor


Irak yönetimi ve ABD, PKK'lı teröristlere ulaşamayacaklarını söylerken AP haber ajansının dün Türkiye sınırı yakınlarında çektiği bir fotoğraf ise gerçeğin böyle olmadığını gösteriyor.

AP'nin Türkiye sınırına birkaç kilometre mesafede Zaho yakınlarında çekildiğini belirttiği bu fotoğrafta, omuzlarına silah asılı iki PKK'lı teröristin ana yolda ellerini kollarını sallayarak nasıl dolaştığı gözler önüne seriliyor.

Labels: , , , , , ,

En gözde meslekler rehberi

Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) sonuçları açıklandı. Gençler geleceklerini şekillendirecek tercihlerini yapacak. Ancak hepsinin tercihlerine aynı kriterler yön verecek: Kolay iş bulmak, yüksek bir gelir ve başarılı bir kariyer...

GELECEK HÂLÂ TIPTA VE MÜHENDİSLİKTE YATIYOR
Bilgisayar, elektrik, elektronik mühendislikleri, tıp gibi "geleneksel" bölümler hâlâ güncelliğini koruyor. Son dönemde popüler hale gelen genetik mühendisliği, moleküler biyoloji gibi alanların yanı sıra pek gündeme gelmeyen, ancak uzmanların "geleceğin meslekleri" arasında saydığı; aktüerya, finans matematiği, hidrojeoloji mühendisliği gibi programlar da, istikbal kaygısı taşıyan gençlere yeni alternatifler olarak öne çıkıyor. Avrupa Birliği (AB) süreci üniversitelerde ilgili programların açılmasını sağlarken, küresel ısınma ve su kaynaklarının hızla tükenmesi gibi "çevresel" konularda, bu alanlardaki uzmanların işsiz kalmayacağının bir göstergesi olarak kabul ediliyor...

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural AkbulutABD'nin 2000 yılında yaptığı yatırımlar, mühendisliğin farklı alalarının öne çıkacağının sinyallerini veriyor. Bunlar arasında malzeme sentezi ve üretimi, lojistik, bilişim ve iletişim, bioteknoloji gibi alanlar dikkati çekiyor. Önümüzdeki yıllarda makine, bilgisayar, malzeme, endüstri, çevre, balıkçılık teknolojisi, metalurji ve malzeme gibi mühendislik alanların daha çok ön plana çıkması bekleniyor. Ayrıca işletme, fiyatlandırma uzmanlığı, promosyon analistleri, kalite mühendisleri, marka araştırmacıları aranan mesleklerden olmaya aday. Örneğin Fransa'da yeni açılan iş yerlerinin yüzde 79'u teknoloji tabanlı. Şirketlerin yüzde 61'i teknoloji eğitimi almış elemanları tercih ediyor. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, bazı mesleklerin moda olmasının öğrenci tercihlerini etkilediğini söylüyor. Eczacılık ve kimya mühendislerinin modası geçtiğini anlatan Akbulut, hem dünyada hem Türkiye'de elektronik ve elektrik ile bilgisayar mühendisliğinin ilk sırada tercih edilen programlar olduğunu anlatıyor.

'BİLGİSAYAR SEKTÖRÜ CAZİP'
Yazılım ve elektroniğin daha 15 yıl gözde olacağını anlatan Akbulut, ABD Avrupa ve Türkiye'de bu alanlardaki mühendislere yönelik bir "açlık" olduğunu vurguluyor, İngilizce eğitim veren tıp fakültelerine de büyük ilgi olduğunun da altını çiziyor. Prof. Akbulut, gelecekte yıldızı parlayacakların ise özellikle metalurji ve malzeme mühendisliği olduğunu belirtiyor, nano teknoloji ile uzay ve havacılık alanlarının da önemine işaret ediyor. Bu dalların önemli olduğunu bildikleri için yıllar öncesinden bu programları açtıklarını hatırlatan Akbulut'un gençlere tavsiyesi ise şöyle: "Bazıları sadece ODTÜ olsun hangi bölüm olursa olsun diyor. Bence sevdikleri bölümde okusunlar. O bölüm Anadolu üniversitelerinde varsa oraya gidebilirler. Sadece diploma artık işe alınmanıza yetmez."

'HEMŞİRELİK DE ÇOK CAZİP'
Son yıllarda tıp fakülteleri özellikle de İngilizce eğitim verenler yine yükselişe geçti. Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necla Pur Marmara Üniversitesi olarak Tıp Fakültesi'nde de disiplinlerarası çalışmalar yönünde girişimlerde bulunduklarını anlatarak şöyle konuşuyor: "Tıp bence geleceğin mesleği. Biyomedikal mühendisliği yükselecek bir alan. YÖK'e bu programı açmak için başvurduk. Kardiyoloji, kalp nakil ameliyatları, genetik alanındaki çalışmalar, organ nakli, genetik mühendisliği geleceği olan alanlar. Yine tüp bebek konusunda yapılacak çalışmalar da çok önemli olacak." Prof. Pur, Türkiye'nin iyi yetişmiş hemşire ihtiyacının doktordan daha fazla olduğunu da belirterek, "Sağlık özelleştirmeleri nedeni ile yüksekeğitimli hemşirelere ihtiyaç artıyor. Bir profesör maaşı kadar ücret aldıklarını ve iyi yetişmişlerin kapışıldığını söyleyebilirim. Özel sektör iki yıllık değil, 4 yıllık üzerine, yüksek lisans ve doktora yapan hemşireleri istiyor. Ayrıca bizimki ile birlikte Türkiye'deki 4 Sağlık Eğitim Fakültesi Bakanlar Kurulu onayı ile Sağlık Bilimleri Fakültesi oldu" diyor.

Labels: , , , , , , , ,

O APACHE'NİN ne işi vardı?


Derin mevzulara dalınca devletin derin dehlizlerinden ilginç mesajlar da gelmeye başladı: Dağlıca’daki PKK saldırısı sırasında iletişim araçlarına karartma uygulandığı doğru. Bu, teknik olarak ancak uydu aracılığıyla mümkün olabilir.

Üzerinde durulması gereken başka bir iddia daha vardı: Cuma gecesi sınırda (kimi zaman ihlalde bulunarak) dolaşan Amerikan ordusuna ait bir Apache taarruz helikopterine rastlandı. Amerikalılar, bu olayı rutin bir keşif uçuşu olarak açıkladılar. Oysa durum, hiç de anlatıldığı gibi değildi.

200 civarında teröristin Kuzey Irak’taki kamplardan kalkarak Dağlıca’ya saldırısının ardından ABD’nin bu eylemle ilgili Türkiye’ye neden istihbarat vermediği tartışılırken, ortaya atılan iddia şu: Gece görüşlü Apache sınırda keşif yaparken Dağlıca ve çevredeki askerin konuşlanma şekli, uydu bilgilerine ek olarak bu Apache tarafından detaylandırılıp PKK’ya ulaştırıldı.

İnanılır gibi değil. Aynı saatlerde teröristler katırlarla ulaştıkları sınırdaki mevzilerdeydi. Saldırı da cumartesini pazara bağlayan gece yapıldı. Yani sınırdaki Amerikan keşfinden 24 saat sonra.

Bu iddia, askeri makamlarca mercek altına alınmış. Merak etmeyin; 192 bin Amerikan menşeli silah PKK ve peşmergelerde çıkınca ‘Tüh, kaybolmuş’ diyen ABD, yine pişkin pişkin bu işin içinden sıyrılmayı becerir.

Bakalım, çekirge daha kaç defa sıçrayacak?


Guam’lı PKK’lılar


Bir emekli subay, PKK’nın son eylemlerindeki bazı gariplikleri sıralarken, ‘Teröristler arasında Amerikan ordusundan askerler olabilir’ demişti. Uzunca sohbet ettiğimiz bir terör uzmanı, ‘Bunlar Guam’da ABD ordusu tarafından eğitilen teröristler’ dedi.

Guam Adası, Pasifik Okyanusu ile Filipin Denizi arasında, Japon Denizi’ne hakim noktada stratejik konumdaki bir ada. Bu adada yaklaşık 3-5 bin peşmergenin eğitime tabi tutulduğu iddiası, daha önce gündeme gelmişti. Yeni iddia, onların sadece peşmerge değil aralarında PKK militanı olduğu yönünde.

Küresel terör konusunda eserleri bulunan Prof. Dr. Nurullah Aydın’ın tespitleri de benzer nitelikler taşıyor:

-3 bin Peşmerge CIA tarafından Guam adalarına eğitim için götürülmüştür. Bunlar Barzani’nin silahlı gücünü oluşturmuştur.

-ABD, Öcalan’ı teslim ederken Marksist üst yönetimi tasfiye etmiş, lider kadrosunu kendisiyle işbirliği yapacak şekle sokmuştur.

-ABD ordu envanterindeki 150 silah kaybolmadı, Barzani ordusuna verildi. PKK da bundan yararlandı.

-Barzani askerlerinin istihbarat eğitimini MOSSAD yürütmektedir.

-İnsansız uçaklarla bölge sürekli kontrol altındadır. Türkiye ve İran askeri hareketlenmeleri, uydu ver yer haberleşme ağıyla Barzani-ABD-İsrail tarafından tespit edilmektedir.

-Türk ordu birlikleri haberleşme şifre ve kodları ABD ve İsrail teknolojisi ile iç içe olduğundan TSK’nın istihbarat ve haberleşme ağı takip edilmektedir.

-Son saldırılar; PKK görüntüsü altında ABD-İsrail-Peşmerge ortak operasyonudur.

-Türk-Kürt çatışma senaryosu uygulanıyor.

-Irak’ta etnik ve mezhep ayrışması projesi, PKK adlı sanal örgüt eliyle Türkiye’de gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

-PKK ve, PEJAK, Barzani, Talabani ordusuyla bütünleşmiştir.

-ABD, bölgede Kürt devlet projesinin çekirdek yapılanmasını sağlamıştır.

-Amaç, Kuzey Irak Kürt yapılanmasının baltalanmaması, İran’a yönelik ABD-İsrail askeri harekatına karşı çıkan Türkiye’yi işbirliğine mecbur etmektir.

İddialı tespitler. Üzerinde kafa yormaya değer doğrusu.


Vursunlar

amortisör sağlam


Cemil Çiçek, geçen dönem hükümetin paratoneriydi. Son günlerdeki eleştirilere bakıyorum, yine aynı görevi istemese de üstlenmiş durumda. Dün Çiçek’le uzun uzun sohbet ederken sürekli hedef tahtasında yer almanın nasıl bir duygu olduğunu sordum, kızgın ama kendinden emindi: ‘Vursunlar abalıya hiç önemli değil. Amortisör sağlam, yerinde duruyor.’

Amortisör sağlam da zamanla yıpranmaz mı? Cevabı: ‘Benim yıpranmamın ne önemi var? Gencecik insanlar ölüyor, can gidiyor. Feda olsun onlara. Bana jilet atmaya devam etsinler, ben bu ülkeye hizmet etmek için işin yükünü çekmeye devam ederim.’

Dağlıca saldırısıyla ilgili yayın yasağı, ‘sansür’ değil miydi? Çiçek: ‘Bu benim şahsi tasarrufum değildir. İlgili kurullarda yapılan değerlendirmelerin sonucunda böyle bir karara ihtiyaç duyulmuştur.’

Neden ihtiyaç duyuldu? Anlattı: ‘Toplumsal barışı zedeleyecek öyle yayınlar yapılıyor ki, insan o yayınları izleyince ortalığı yakıp yıkası geliyor. O yayınlardan sonra bir Türk-Kürt çatışması çıkarsa medya hala reyting peşinde koşar mı?’

Çiçek, Mehmet Ali Birand’ın bu süreçteki yayıncılık politikasını da eleştirdi: ‘Maalesef televizyonlar reyting peşinde koşuyorlar. Öyle olunca Mehmet Ali Birand Talabani’yi çıkarıyor, Barzani’yi de çıkarır. Dertleri reyting.’

Medya eleştirisine Londra saldırısını örnek vererek devam etti: ‘Bakın Londra’daki o patlamadan sonra 24 saat hiçbir TV kanalı görüntüleri yayınlamadı. Biz Türkiye AB üyesi olsun, herkes Avrupalı gibi davransın derken, neden gazeteciler Avrupalı gibi davranmıyor?’

Labels: , , , , , , , ,

Tuesday, May 22, 2007

'Madımak'ın eşiğinden döndük'

Sorgun'da 500 kişi, gözaltına almaları tekbir getirerek protesto etti. Belediye Başkanı Şimşek, ikinci bir Madımak faciasının eşiğinden dönüldüğünü söyledi


Yozgat'ın Sorgun ilçesinde fuhuş yapıldığı iddia edilen yedi evin yakılmasıyla başlayan gerginlik önceki gece de sürdü.
Gözaltına alınan 33 kişiden 9'unun tutuklanması üzerine adliye önünde toplanan yaklaşık 500 kişi "Allahuekber" diye tekbir getirip sloganlar atarken, Belediye Başkanı AKP'li Ahmet Şimşek de ikinci bir Madımak faciasının eşiğinden dönüldüğünü söyledi.
Yakılan evlerde yaşayanlar, ilçe dışında güvenli bir yere yerleştirildi. Vali Amir Çiçek başkanlığındaki kriz masası çalışmalarını sürdürürken, polis de olay gecesi çekilen görüntüleri incelemeye aldı. İçişleri Bakanlığı'nın görevlendirdiği iki müfettiş de ilçede çalışmalara başladı.

Başkan: Birikimin sonucu

Belediye Başkanı Şimşek, ilçenin böyle bir olayla Türkiye gündemine gelmesinden üzüntü duyduklarını belirterek şunları söyledi:
"Bu olayları tasvip etmemiz mümkün değil. Evleri yakılan kişiler kadın ticareti yapan, daha önce evleri kapatılan ve sabıkası olan kişilerdir. Bu olay bugüne kadar yaşananların birikimiydi. Olayları başlatan Ayhan Ekinbaş, daha önce küçük yaşta kızlara fuhuş yaptırdığı için ceza almış birisiydi. Bunun altında provokatörler olabilir. Birileri olayları farklı, belki siyasi boyuta çekmek istemiş olabilir. Ancak dehşet verici bir gece yaşandı. O evlerde yaşayanlar diri diri yanabilirdi. İkinci bir Sivas Madımak Oteli veya Malatya olayı yaşayabilirdik. Yine de böyle bir olayda can kaybının olmaması sevindirici. Şu an ilçe normal yaşamına döndü."
Bazı vatandaşlar da, kadın satıcılarının milleti canından bezdirdiğini savunurken, "Olayların sonrasında halk patlama noktasına geldi" dedi.

Labels: , , , , , , , ,

Ankarada dehşet :6 ölü


Türkiye'nin son dönemlerde yaşadığı en kanlı terör saldırılarından biri dün Ankara'da gerçekleşti. Başkentin en işlek merkezlerinden Ulus'taki Anafartalar Çarşısı'nın önünde A-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu 6 kişi yaşamını yitirdi, 100 kişi de yaralandı.
Eski Ankara olarak bilinen ve Kızılay'la birlikte başkentin en işlek semti olan Ulus, mesai saatinin sona erdiği 18.41'de kanlı bir saldırının hedefi oldu. Hain saldırı, işlerinden çıkan binlerce kişinin evlerine gitmek için otobüs duraklarında beklediği, yüzlerce esnafın da işyerlerini kapatmaya hazırlandığı akşam saatlerinde meydana geldi.
Bazı görgü tanıklarına göre otobüs durağına yerleştirilen, bazılarına göre de çarşının girişine bırakılan bomba, ortalığı bir anda savaş alanına çevirdi. Patlamada, otobüs durağı tanınmaz hale gelirken, Anafartalar Çarşısı'nın girişi ve ön sıradaki dükkânlar yok oldu. Çarşının içindeki asma kat da çöktü.

Alev çemberi
Patlamanın etkisiyle otobüs durağında bekleyen onlarca kişi, dükkânları gezen vatandaşlar ve esnaf bir anda basınçla yükselen alev çemberi içinde kaldı. Hafif yaralarla kurtulanlar, alev içinde kalanları kilimlerle hayatta tutmaya çalıştı.
IDEF Fuarı nedeniyle çevrede geniş güvenlik önlemi alan Emniyet, 500'e yakın polisi bölgeye sevk etti. Bomba imha uzmanları da ikinci bir patlama olabileceği kuşkusuyla diğer binalarda arama yaptı.

1 kişi gözaltında
Sivil savunma ekipleri, patlama sırasında binadan çıkamayan kişilerin bulunabileceği ihtimalini göz önüne alarak kurtarma çalışması hazırlıkları yaptı. Bomba imha ekiplerinin çarşı içinde de arama çalışması yapması nedeniyle, savcı Mustafa Kelkit, geç saatlere kadar olay yeri incelemesi yapamadı. Bu sırada olay yerinde şüpheli davranışlarda bulunan bir kişi gözaltına alındı.

A-4 tipi patlayıcı
Emniyet birimleri, ilk incelemelerin ardından, patlamanın yaklaşık 4 kilogramlık A-4 tipi patlayıcıyla gerçekleştirildiğini saptadı. Bu büyüklükteki bir patlayıcının çanta içinde ya da büyük bir poşetle taşınabileceği belirtildi. Kaynaklar, canlı bomba ihtimalinin üzerinde yoğunlukla durulduğunu kaydetti.

İhbar yağdı
Patlamadan sonra Emniyet'e çok sayıda ihbar geldi. Beyaz bir araçtan inen iki kişiden birinin durağa, birinin çarşıya yöneldiği, sonra da patlamanın meydana geldiği iddia edilirken, bir başka ihbarda, patlamadan önce durakta birbirini tanımıyormuş gibi görünen 5 kişinin bulunduğu bildirildi.
Bazı görgü tanıkları da motosiklete geçen bir kişinin bomba attığı, sarışın bir kadının paket taşıdığı gibi iddiaları dile getirdiler.

Pakistanlıları da vurdu
İlk belirlemelere göre aralarında Erdal Karayiğit (32), Bilal Genç (44), Serhat Kanat (23) ve askeri gitmeye hazırlanan İsa Kalkır'ın (19) da bulunduğu 6 kişi yaşamını yitirirken, aralarında ağır yaralıların da bulunduğu 100 kişi Ankara'daki hastanelerde tedavi altına alındı.
Patlama, IDEF nedeniyle Ankara'ya gelen ve resepsiyon başlayana kadar başkenti dolaşmak için Ulus'a çıkan Pakistan heyetini de vurdu. 8 Pakistanlı olayda yaralandı.


Deliller yine ayaklar altında

Daha önce büyük eleştirilere neden olmasına rağmen olay yeri incelemesi bitmeden, çok sayıda milletvekili, belediye başkanları ve devlet erkânının korumaları olay yerini gezdiler. Kalabalık dağıldıktan sonra yapılan olay yeri incelemesi sonunda, yaklaşık 2 kamyon delil incelenmek üzere Emniyet laboratuvarına götürüldü.


Devletin zirvesi terörü lanetledi

# Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer: Masum insanları hedef alan bu hain saldırıyı gerçekleştirenleri ve temsil ettikleri düşünceyi lanetliyorum. Ülkedeki huzur ortamını bozmaya çalışanlara, ulusumuzun dayanışması ve güvenlik güçlerimizin özverili çabalarıyla hiç bir zaman izin verilmeyecektir. Devletimiz, ulusumuzla birlikte her türlü sorunun üstesinden gelecek güçtedir. Ulusumuzun bir daha böyle acılar yaşamaması en içten dileğimizdir.
# Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Terörün en gaddar uygulamalarından birisi Ulus'ta günün en hareketli saatlerinde yaşandı. Bu olay bir kere daha güçlü bir şekilde birlik beraberlik ve dayanışma içinde teröre karşı el birliği yapılması gerektiğini gösteriyor. Güvenlik güçlerinin bu çalışmaların ardından çıkacak sonuç neticesinde tabii ki atılacak adımlarımız olacaktır.



Baykal'dan dayanışma çağrısı
# CHP Genel Başkanı Deniz Baykal: Bir büyük kente, masum insanlara yönelik bir şiddet olayı, bir terör olayıyla karşı karşıya olduğumuz kesindir. Bunun kaynağı, siyasi çıkış noktası neresidir? A4 patlayıcınının bir süredir Türkiye'ye dışarıdan taşınarak, terör hareketlerinde yaygın bir şekilde kullanılan bir patlayıcı olduğunu biliyoruz. Bu konuda güvenlik güçleri uzun bir süreden beri uyarılarını yapıyorlardı. Ama öyle anlaşılıyor ki konu artık hayata geçirilme noktasına gelmiştir. Milletçe bir dayanışma içerisine girmemiz gerekiyor.




Emniyet tüm illeri uyarmış

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün tüm illeri bir kaç gün önce bombalı eylemlere karşı uyardığı ortaya çıktı. EGM'nin, geçtiğimiz günlerde, il emniyet müdürlüklerine gönderdiği özel genelgeyle, PKK'nın 18 Mayıs'tan itibaren sözde ateşkesi bitirdiği, özellikle büyük kentlerde canlı bomba ve uzaktan kumandalı bomba eylemlerine karşı birimlerin duyarlı olması talimatını verdiği belirtildi.


Washington: Dehşete düştük

Patlamanın ardından, ABD Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada, "ABD halkı adına, bu trajik olaydan dolayı duyduğumuz şok ve dehşeti ifade etmek isteriz. Bu hain suçun kurbanlarına her türlü yardımı sağlamaya hazır bulunmaktayız" denildi. ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack de, günlük brifinginde, "Kalplerimiz, patlamada sevdiklerini ve yakınlarını yitirenlerle birlikte. Yaralılara da acil şifalar diliyoruz" dedi.


Tüm dünyada flaş haber

Ulus'taki patlama, uluslararası haber ajansları ve internet siteleri tarafında acil koduyla anında dünyaya duyuruldu. Amerikan Associated Press (AP), acil koduyla verdiği ilk haberleri CNNTürk'e dayandırdı. İngiliz Reuters ajansı ile Fransız Basın Ajansı da (AFP) saldırıyı abonelerine "flaş haber" olarak bildirdi. Ajanslar, gelişmeleri gecenin geç saatlerine kadar izleyerek, TV'lerdeki görüntülerle ilgili bilgileri de aktardı.

Labels: , , , , , , , ,

Sunday, April 22, 2007

Akdamar áşıkları

Akdamar Kilisesi keşişinin kızı Tamara ile ona aşık olan çobanın aşkı hüsranla bitti ama yıllar sonra kilisenin restorasyonunda çalışan iki gencin aşkı, evliliğe gidiyor.


VAN Gölü’ndeki Akdamar Adası’nda bulunan Surp Haç (Kutsal Haç) Kilisesi, yeni adıyla Akdamar Anıt Müzesi’nin restorasyonu sırasında tanışarak evlenmeye hazırlanan restoratör Emel Güzelgöz ile inşaat mühendisi Adnan Vural’ın aşkı "Tamara’nın aşkını" hatırlatıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yapılan ihaleyle kilisenin restorasyonu Kartalkaya firmasına verildi. 22 Mayıs 2005’te başlayan restorasyon çalışmalarında inşaat mühendisi Adnan Vural şantiye şefi, Emel Güzelgöz de restoratör olarak görev aldı. 21 Temmuz 2006’ya kadar süren çalışmalar sırasında gençlerin arkadaşlıkları aşka dönüştü. İki genç, Akdamar Kilisesi’nin 29 Mart’taki açılışından sonra da yaşamlarını birleştirmeye karar verdi.

Akdamarlı davetiye

Ankara’da 15 gün sonra dünya evine girecek olan Emel Güzelgöz ve Adnan Vural, düğün davetiyelerinde aşklarının başlamasına vesile olan Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi’nin fotoğrafına yer verdi. Güzelgöz ve Vural çifti, davetiyelerine de "Güneşin doğduğu bu topraklarda yüzyıllar öncesinde imkánsız aşkların dünyasında inadına, cesurca yaşanan bir aşkın efsanesidir ’Ah Tamara’... Onların aşkları da işte bu topraklarda, badem ağaçları arasında filizlendi, boy verdi. Kavuşamayan aşklar anısına gelin siz de tanık olun bu mutluluğa" sözlerini koyarak sevenlerini düğünlerine çağırdı.

Efsanevi aşk

Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı 1’inci Gagik tarafından MS 915-921 yılları arasında Keşiş Manuel’e yaptırılan Akdamar Ermeni Kilisesi ile ilgili yörede şu hikáye anlatılıyor: "Van’ın Gevaş İlçesi’nde çobanlık yapan delikanlı, kilise keşişinin dünyalar güzeli kızı Tamara’ya áşık olur. Çoban, aşkına karşılık bulur. Yıllarca buluşabilmek için geceleri adaya yüzerek gider. Aşkı fark eden keşiş, iki áşığı ayırmak için bir plan düşünür. Her zamanki gibi sevgilisinin işaretini bekleyen çoban, aralarındaki işaret olan kandilin ışığını görünce yine adaya yüzmeye başlar. Ancak, bu aşkı bitirmeye kararlı olan keşiş, çobanı halsiz düşürebilmek için elindeki kandille sürekli yer değiştirir. Sevgilisine kavuşma umuduyla deliler gibi kulaç atan çoban, daha fazla yorgunluğa dayanamayarak Van Gölü’nün derin sularında boğulur. Ancak çoban boğulmadan önce de son bir kez ’Ah Tamara...’ diye bağırır."

400 yıl önceye dönülebilir mi?


Çevreciler yeni bir proje kapsamında Güney Mauritius'daki küçük bir adada, zamanı geriye almaya çalışıyor.


Yerel bir sivil toplum örgütü olan Mauritius Vahşi Yaşam Kurumu'ndan çevre uzmanı Ashok Khadun, "400 yıl önceki doğal ortamı yakalamayı istiyoruz" diyor. Adada pek çok bitki ve hayvan türü bulunurken, 1600'lerde Portekizlilerin adaya gelmesiyle bu durum değişmiş ve birçok tür yok olmuş, Ile Aux Aigrettes'de, çoğu şekerkamışı olan ağaçların yüzde 98'i kesilmiş.

Uzmanlar şimdi, geçmişteki doğal ortamı yeniden yaratmaya çalışıyor ve böylelikle tehlike altında olan türleri de koruyabileceklerini düşünüyor. Takımadada 'tükenme' başlamadan önce, her biri 200 kilogramdan daha ağır olan iki tür dev kaplumbağa bulunuyordu. Bugünse dev kaplumbağalar Seyşel Adaları'ndan ithal edildi. Çevreciler öncelikle 'biyogüvenliği' sağlamak için fare, kedi, keçi ve kirpileri adadan çıkarttı. Daha sonra da heyecanla sadece 26 hektarlık adadaki abanoz ağaçlarında yaşayan kuş, hayvan ve sürüngenleri incelemeye başladılar.

Bu yıl 10 bin turist bekliyorlar

Sonuç şaşırtıcıydı. Kedi, keçi gibi avcıların gitmesiyle rahat nefes alan hayvanlar çoğalmaya başladı. Soyu tükenme tehlikesi altındaki küçük turuncu kafalı Mauritius fody kuşu ve büyük pembe güvercinin sayıları arttı. Dört yıldır adada yaşayan Britanyalı kuşbilimci Ruth Cole, "Bu çok heyecanlı bir durum" diyor. Proje kuşlarla sınırlı değil. Yüzyıllarca önce adada yaşayan gri-kahverengi renkli 260 kertenkele de başka bir adadan Ile Aux Aigrettes'e getirildi. Proje, turizmin de gelişmesini sağladı. Geçen yıl 8 bin 300 kişinin ziyaret ettiği ada sakinleri, bu yıl 10 bin kişinin geleceğini tahmin ediyor. (Radikal)

Wednesday, December 13, 2006

Fenerbahçe turladı


UEFA Kupası'nda Kadıköy'de ağırladığı Eintracht Frankfurt karşısında elde edeceği bir beraberlikle gruptan çıkacak olan Fenerbahçe, Alman ekibinin Japon yıldızı Takahara'nın 2 golüyle geriye düştüğü maçta, Tuncay ile farkı 1'e indirdi. Oyuna sonradan giren Semih ise turu getiren isim oldu.

UEFA Kupası grup son maçında Eintracht Frankfurt’u ağırlayan Fenerbahçe, ölüp ölüp dirildiği mücadelede geriden gelip tur şansını yakaladı...
Fenerbahçe 2 E.frankfurt: 2

Saturday, October 28, 2006

Moda ve büyük göğüs


Büyük göğüslerinizden şikayetçiyseniz, Angelina Jolie, Salma Hayek gibi dünyanın en güzel ve seksi kadınlarını örnek alın. Onların taktikleriyle, büyük göğüslerinizi avantaja çevirebilir ve göz kamaştırabilirsiniz.


Büyük göğüslü olmak, bazı kadınlar için bir kâbustur. Halbuki Hollywood yıldızları arasında, büyük göğüslü olanlar daha ön plana çıkıyor. Angelina Jolie, Scarlett Johansson, Salma Hayek, yetenekleri ve güzellikleriyle olduğu kadar büyük göğüsleriyle de rakiplerine fark atıyor. Onlar, göğüslerini saklamıyor, aksine avantaj olarak kullanıyorlar. Aşırıya kaçmadan, ölçülü bir şekilde sergilemeyi de çok iyi başarıyorlar. Siz de onlar gibi, göğsünüzü gere gere dolaşmak isterseniz, onların giyim sırlarına bir göz atın

DİKKATİ DAĞITIN
* Dikkati büyük göğüslerden almak için, üstünüze 'basic' (basit, düz renk) bir tişört giyin. Pantolon seçiminde ise biraz abartıya kaçabilirsiniz. İnce çizgili ya da kadife kumaştan bir pantolon da tercih edebilirsiniz.
* Kalın kemer, üst tarafınızın daha çok dikkat çekmesine neden olur. Bu yüzden size önerimiz, ince kemer takmanız.
* Gömleğinizi, pantolonunuzun içine soktuğunuz takdirde, tüm dikkat yine göğüslere gider. Bunun yerine, gömleği pantolonun dışına bırakın.
* Üzerinize bol bir bluz giydiğinizde, pantolonunuzun dar kesim olmasına özen gösterin.


ETEKLE ORANTI SAĞLAYIN
* Desenli ya da renkli bir etek tercih ederek dikkati aşağıya çekebilirsiniz.
* Küçük basenleriniz varsa, dar bir etek ve üzerine bol bir bluz giyebilirsiniz.
* Orantı kurmak, giyinirken en çok dikkat etmeniz gereken şey. Bol bir bluzla, bol bir etek, dar bir bluzla ise dar bir etek giymemeye dikkat edin.

SADE BLUZLAR TERCİH EDİN
* Büyük göğüslüler en çok, gömlek seçiminde zorlanırlar. Çünkü gömleğin göğüs kısmı otursa, bel ya da omuz kısmı oturmayabilir. Bu nedenle, gömleği diktirmek daha akıllıca olacaktır. Eğer hazır gömlekse tercihiniz, düğmelerin tam olarak kapandığından emin olun.
* Fırfır ya da pilili bluzlar, büyük göğüslüler için doğru seçim değil. Onun yerine daha sade modelleri tercih edin.
* Derin V yaka tişörtler yerine, omuzları açıkta bırakan kayık yaka bluzlar sizin için ideal olacaktır. 'Henley' tarzı, düğmeli, tişörtleri de tercih edebilirsiniz.


ELBİSEDEN TEN GÖSTERİN
* Baseni tam istediğiniz gibi oturan bir elbisenin, üst tarafı size dar gelebilir. Göğüsten oturan bir elbisenin ise alt tarafı, istediğiniz gibi vücudunuzu sarmayabilir. Size tavsiyemiz, likralı (lastikli) kumaş elbiseleri tercih etmeniz.
* Kuruvaze elbiseler de tam size göre. İstediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz!
* Boyundan askılı modeller de yine tercih edebileceğiniz elbiseler arasında.
* Ten göstermeyi unutmayın. Eğer uzun kollu bir model tercih ediyorsanız, kayık yakadan biraz omuz göstermeyi ihmal etmeyin.

Hakan işi bitirdi.

Galatasaray, G.Birliği karşısında ilk yarı Ümit Karan ile direğe takıldı, Carrusca ve İliç ile golleri kaçırdı. İkinci yarı Kral sahneye çıktı, takımını üst üste üçüncü galibiyetine taşıdı.


Aslan'ı bir kez daha berabere kalmaktan Kral'ı kurtardı!... Galatasaray'ın Kaptanı, yedek kulübesinden çıkıp oyuna girdikten tam 11 saniye sonra ağları havalandırdı: 1-0

SÜPER Lig’de beraberlikler zincirini Kayseri’de kıran ve Fortis Türkiye Kupası’nda grubunda ilk maçında Bursaspor’u yenen Galatasaray, salı günü deplasmanda oynayacağı PSV maçı öncesinde Gençlerbirliği karşısında moral arıyordu. Ancak Erik Gerets her zamanki gibi yine değişik bir kadroyla çıkmış ama yadırganmamıştı. Çünkü bunu hemen hemen tüm maçlarda yapıyordu. Belçikalı çalıştırıcı iki golcüsü Hakan ve Necati’yi kulübeye çekerek forvette Ümit Karan’ı tek başına sahaya sürdü. Galatasaray taraftarının büyük desteği ile maça başladı ancak ilk tehlikeli atak konuk takımdan geldi. 5. dakikada Mehmet Nas uzaklardan şöyle bir kaleyi yokladı ama Mondragon izin vermedi. Bu dakikadan sonra Galatasaray biraz daha derli toplu olarak rakibinin üstüne gitmeye başladı.

20. dakikada Ümit’in yakın mesafeden sert vuruşu üst direkten geri döndü. Arkasından 25. dakikada Carrusca müsait durumda topu dışarı attı. Bu atakları atlatan konuk ekip 31’de gole yaklaştı. Draman kendi gayreti ile getirdiği top ile Mondragon ile karşı karşıya kaldı. Vuruşunu Kolambiyalı nefis bir refleks ile çıkardı.

Mondragon gole izin vermedi

İkinci yarıya ise Gerets sakatlanan Ferhat ve golleri kaçıran, vasat oynayan Carrusca’yı oyundan alarak Hasan Şaş ve Cihan ile başladı. Maç şimdi tek kaleye dönmüştü. Galatasaray yükleniyor Gençlerbirliği savunuyordu. 57. dakikada Ümit Karan’ın nefis frikiğini kaleci son anda önlerken, Galatasaray bastırdıkça bastırıyordu. Mesut Bakkal defansını sağlamlaştırmak için takviye yaparken, Gerets ise son kozu olan Hakan Şükür’ü oyuna soktu.

Maçın 68. dakikasında oyuna giren Kral, 13 saniye sonra topu kafa ile ağlara gönderdi, Cimbom’a nefes aldırdı. 79’da Ümit Karan bir golü kaçırırken, son saniyede Okan’ın şutunu Mondragon önledi ve takımının şanssızlığını kırdı.

GALATASARAY - GENÇLERBİRLİĞİ

STAT: Ali Sami Yen HAKEMLER: Bülent Demirlek (6), Mustafa Emre İyisoy (6), Serkan Akarca (6) GOL: Dk.69 Hakan Şükür. SARI KARTLAR: Dk. 33 İliç, Dk.35 Tomas, Dk.42 İnamoto, Dk.45 Eren, Dk.87 Cihan, Dk.88 Hasan Şaş, Dk.90 Sabri

4-3-1-2 G.SARAY

1 Mondragon(7)

55 Sabri(6)

2 Tomas(6)

23 İnamoto(6)

4 Song(6)

25 Ferhat(5)

19 (Dk. 46 Cihan6)

18 Ayhan(7)

22 İliç(5)

9 (Dk.68 Hakan7)

16 Carrusca(5)

11 (Dk. 46 H.Şaş(7)

66 Arda(6)

99 Ümit(6)

4-5-1 G.BİRLİĞİ

99 Gökhan(5)

6 Erkan(6)

3 Fredrik(4)

34 Eren(4)

2 (Dk.65 Adem4)

12 Ayman(5)

5 Traore(5)

7 M.Nas(6)

10 M.Çakır(5)

14 İsaac(5)

11 (Dk.78 Nıcoise5)

23 Draman(4)

61 (Dk.51 Kerem4)

9 Okan(5)

Şüpheli para özel hesaba

Adalet Bakanı Çiçek’e önceki gün gelen bilgi notunda, emniyetin Yimpaş’taki şüpheli para hareketleriyle ilgili 2005’in Şubat’ından beri soruşturma yaptığı aktarılıyor.


Notta Almanya’da toplanan paranın yüzde 40’ının Türkiye’de bazı özel kişisel hesaplara havale edildiği belirtiliyor.

YİMPAŞ skandalının üzerindeki toz duman dağıldıkça perde arkasından "çok önemli ve çok gizli" bir soruşturma açılıyor. Bu soruşturma 27.10.2006 tarihinde Adalet Bakanı’na gizli bir bilgi notuyla iletiliyor. Bilgi notundaki başlık şu: Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanlığı, YİMPAŞ’taki para hareketleriyle ilgili çok gizli bir soruşturma sürdürmektedir. Soruşturma 16.2.2005 tarihinde başlamıştır.


Dün bu bilgiyi Hákimevi’nde sohbet ettiğim Adalet Bakanı Cemil Çiçek’e soruyorum:

"Evet doğrudur, bana böyle bir bilgi notu geldi" cevabını vererek soruşturmanın önyazısına ait bir belgeyi önüme koyuyor.

Bilgi notundaki detaylara gelince şöyle özetleyebilirim. Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın 34910 sayılı yazısında şu önemli bilgiler veriliyor:

PARALAR BİR DAHA GERİ DÖNMEMİŞ

YİMPAŞ isimli şirket adına özellikle Almanya’da Türk işçilerinden toplanan dövizler, önce kuryelerle İsviçre’ye götürülmüştür.

Bu ülkede kurulan YİMPAŞ AG adına bankalara yatırılan paraların yüzde 10’u para toplayan şahısların hesabına,

Yüzde 50’si Türkiye’deki YİMPAŞ şirketleri ve ona bağlı firmaların hesabına,

Yüzde 40’ı Türkiye’deki bazı özel kişisel hesaplara havale edilmiştir. Ancak bu paraların bir daha geri dönüşü olmamıştır.

Büyük miktardaki ve yeterli açıklaması yapılmayan bu para hareketleri ilgili makamlarca şüpheli görülmüştür.

Benzer şüpheli olayların daha büyük çapta Almanya’da yapıldığı tespit edilmiş, tahkikat Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2005/23679 nolu soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

28.1.2005 tarihinde gizlice yürütülen soruşturma doğrultusunda Avrupa Sözleşmesi hükümlerine dayanılarak İsviçre adli makamlarından yardım talebinde bulunulmuştur.

Adli yardım talebimize ilişkin olarak 14 klasör Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

Almanca’dan dosyaların tercümeleri yapılmış, Fransızca tercüme halen devam etmektedir.

Cumhuriyet Başsavcılığı, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu, SPK, Gümrük Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı ve BDDK görevlilerinden soruşturma kurulu oluşturulmuştur.

Birka Gıda LTD., Vizyon Matbaacılık Gazetecilik Medya AŞ, Doğan Kaynak Suları AŞ, Bozok Hayvancılık AŞ, Kar-Den İthalat İhracat AŞ, İmran İnşaat Taahhüt AŞ isimli şirketlere çıkarılan havaleler tespit edilmiştir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ihbara konu suç ile ilgili soruşturması devam etmektedir.

BABAM BİLE OLSA AYRICALIK TANIMAM

Hazırlık soruşturması safhasında olduğu için şimdilik daha fazla bilgi veremiyorum. Ancak burada çok önemli iki soru var. O da şudur:

- Büyük miktarda denilen para ne kadardır?

- Bu paranın yüzde 40’ının aktarıldığı şahsi hesaplar kimlere aittir?

Adalet Bakanı Çiçek’i yaklaşık 20 yıldır tanırım. Siyasette dürüstlüğe ne kadar değer verdiğini bilirim. Bu yüzden Hákimevi’nde yaptığı sohbette söylediği şu sözleri önemsiyorum:

"Bu konuyla ilgili hiçbir şekilde Yozgatlı olmamın, yani bir hemşerilik ilişkisinin yaratacağı avantaj söz konusu değildir. Adalet karşısında kim suç işlediyse cezasını çeker. Babam bile olsa tanımam. Ancak burada önemli olan sanki bir savsaklama yapıyormuşum gibi bir hava estirilmesidir. Bir örtbas etme durumum varmış gibi gösteriliyor. Hiç ilgisi yok. İşte Organize Suçlar Dairesi’nin yaptığı soruşturma ortada. 2005 yılının başında başlamış. Demek ki olayın üzerine gidiliyor."

Bu noktada soruyorum. Peki bu olay nasıl çıkmış ortaya? Çiçek cevap verirken aslında yazılmasını istemediği bir şeyi söylüyor. Ancak ben gerçeğin daha iyi anlaşılması için bu sözünü de aktarıyorum:

"İsviçre Adalet Bakanı ile bu konuyu bizzat ben görüştüm. Kaçakçılık Dairesi’nde başlatılan bu soruşturmanın arkasında İsviçre Adalet Bakanı ile yaptığım görüşme de vardır."

Evet, belli ki Çiçek, uluslararası kara para trafiğinde ortaya çıkan bu soru işaretleri üzerine İsviçre Adalet Bakanı ile görüşmüş ve bu gizli soruşturmanın başlatılmasını sağlamış.

DEVLET BU KONUNUN ÜZERİNE GİTMEKTEDİR

Soruşturma bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda 14 klasörlük bir dosya olarak sürdürülmektedir. Hazırlık soruşturması kapsamında olduğu için daha fazla bilgi aktarılmıyor. Bu arada Bakan Çiçek, bazı yanlış anlaşılmaları da şu sözleriyle düzeltiyor:

"Yurtdışındaki vatandaşlarımız, Adalet Bakanı’nı her şeyi yapabilecek bir makam olarak düşünüyorlar. Oysa yargı bağımsızlığında benim hiçbir etkim, yetkim yoktur. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki soruşturmada görüldüğü gibi devlet bu konunun üzerine gitmektedir, yargı gitmektedir."

Wednesday, October 25, 2006

Cem bu rolü

Cem bu rolü saç yıkama lavabosunda teklif etti




Cem Yılmaz'ın üçüncü sinema filmi Hokkabaz'da rol alan ünlü rockçı Özlem Tekin, bu filmin kadrosunda var olmaktan dolayı çok mutlu. "Cem Yılmaz'la film yapmak en büyük hayalimdi. Ve Cem'in bu rolü bana teklif ettiği yer ilginçti! Galada acayip utandım. Ben oynuyorum, herkes seyrediyor çok acayip!" diyen Tekin, "Film iki kere izlenip benim oyunculuğuma dikkat edilmeli" diyor.

Bundan 10 yıl önce rock müziğin asi kızı olarak tanıdık Özlem Tekin'i... İlk albümü 'Kime Ne?'den bu yana, kimi zaman 'dağları deldi', kimi zaman 'laubali' dedi ama her yaptığıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Sadece müzikte değil, oyunculukta da kendini kanıtlamaya çalıştı. 'Karaoğlan' ve 'Sil Baştan' adlı dizilerden sonra, 'Mucizeler Komedisi'nde canlandırdığı 'Sütiye' karakteriyle oyunculukta 'Ben de varım!' dedi. Tekin, şimdi Opet sponsorluğunda geçen cuma günü gösterime giren 'Hokkabaz'ın Fatma'sı olarak büyük beğeni topluyor. Yönetmenliğini Cem Yılmaz ve Ali Taner Baltacı'nın üstlendiği film, Tekin'in ilk sinema deneyimi olmasıyla da büyük önem taşıyor. Röportaj sırasında kendiyle ilgili ipuçları vermekten de geri kalmayan 35 yaşındaki Tekin, Taksim'deki mekanlara gitmediğini, Bodrum Gündoğan'da yaşadığını, küfürden ise hiç hoşlanmadığını söylüyor...

* Uzun süredir ortalarda görünmüyordunuz. 'Hokkabaz'la piyasaya yeniden bir dönüş yaptınız. Bu süreci anlatır mısınız?
Film çok uzun bir zaman aldı. Bakmayın 'yedi haftada çekildi' denmesine... Bu sadece 'motor' denmesinin ve 'tamam kestik' denmesinin süresi... Bu dönem içerisinde konser almadım, müziği bir kenara bıraktım. Yoksa ortalıkta olmamak değil bu. Söylediğiniz; magazin programlarına çıkmamak, galalara ve davetlere katılmamaksa evet o anlamda ortalarda görünmedim. Ben 50 bin kişiye konser veriyorum ama basında yer almıyor. Çok büyük sponsorlu olmadığı ya da ben boynuz takıp çıkmadığım sürece haber olmuyor ama bu, bizim iş yapmadığımız anlamına gelmiyor. Biz konserlerimize devam ediyoruz. Üniversitelerin rock müziğe ve rock konserlerine ihtiyacı var.

'ARTIK ŞARKICI-OYUNCUYUM'
* Cem Yılmaz bu projeye sizi nasıl seçti?
Bunu ben de tam olarak bilmiyorum. 'Beni nasıl ve neden seçtin' gibi sorular sormadım. Bundan sonra da sormayacağım...

* Niye? Merak etmiyor musunuz?
Gerek yok, fikir yürütmeyeyim, en yakın zamanda Cem'e sorup size haber vereyim! Cem'le film yapmak en büyük hayallerimdendi. İyi ki bu rolü bana teklif etmiş. Hatta şöyle diyorum: "Filmi ikinci kez seyrettikten sonra benim oyunculuğuma dikkat edilmeli. Bu rol değişik bir oyunculuk gerektirdi. Rolü teklif etmesi de çok heyecanlıydı...

* Nasıl yani?
Çok komik... Bunu filmin DVD'si çıktığında kamera arkası bölümünde de göreceksiniz. Kuafördeyim. Cem aradı. "Orada kal sana bir şey anlatacağım" dedi. Kuafördeki saç yıkama lavabolarında ikimizin de saçı yıkanırken konuştuk! Hemen kabul ettim. 'Kimler var' deyince, Mazhar Ağabey'i söyledi. O andan itibaren yaşadıklarımı anlatamam. Elimden geleni yaptım. En azından çıkardığım işten yönetmen ve yapımcılarımızın memnun olduğunu biliyorum. Bundan sonra oyunculuğa devam edeceğim. Artık şarkıcı-oyuncu olarak anılacağım. Filmde benim de kendimden memnun kaldığım ve kalmadığım yerler var. Şu an kendimi izlerken kendimi çok tecrübesiz buluyorum. Ama bu bütün oyunculara oluyormuş...

* Filmdeki Fatma karakterine hazırlanırken neler yaptınız?
Kör dövüşü... (Gülüyor) Nacizane Cem'in bir lafı vardır: "Biz çekirdekten yetişmeyiz" diye... Hakikaten iç güdülerine güvenmek zorundasın. 'Şunu bir sorayım' dediğim anlar oldu. Sonra dedim ki, 'Beni, doğal oyunculuğumu beğendikleri için seçtiler!' O anlamda ders almak gibi bir çalışma yapmadım. İç güdülerime güvenmek zorundaydım. 'Böyle bir film seyrederken bu kızın nasıl oynamasını isterdim' diye düşünüyorum. Seyirci gözüyle bakıyor, izlerken zevk alacağım şekle getiriyorum.

'GALADA ACAYİP UTANDIM!'
* Filmi izlemeye devam edecek misiniz?
İki galamız daha var. Sinemada gidemeyebilirim. Çünkü galada acayip utandım! Ben oynuyorum, herkes seyrediyor, çok acayip bir durum! Bu fikre alışmış değilim, zaman alacak... Belki 10 defa daha seyrettikten sonra biraz daha objektif olmaya başlayabilirim.

* Bu karakteri canlandırırken sizi en çok zorlayan ne oldu?
Ben Fatma Nur Gaye Türksönmez'i üç farklı karaktere böldüm. Önce kasabadaki kız, sonrasında farklı şekiller çiziyor. Aynı kızı bir film içinde üç farklı şekilde canlandırmak zaten zor. Söylediği gibi düşünmeyen bir kız. Seyirciye ikinci kez izlemelerini tavsiye ederim. Ayrıntılar detaylarda gizli.

* Cem Yılmaz galadan sonra oyunculuğunuzla ilgili bir eleştiri getirdi mi?
O eleştirisini çekimler sırasında sahne sahne söyledi. Film bittikten sonra ise, "Herkes seni çok çok beğeniyor. Seyredenlerin hepsi seni söylüyor" gibi şeyler söyledi.

* Sizce Cem Yılmaz nasıl bir yönetmen?
Tecrübesizliğimden dolayı bu sorunun sorulması gereken kişi ben değilim. Benim kaç tecrübem var ki?! İlk oynadığım dizide her bölümü başka yönetmen yönetti. Ben yönetmen olarak bir 'Sil Baştan'da beraber çalıştığımız Gül Oğuz'u bilirim. Çok başarılı bir yönetmen. Ama şunu söyleyeyim ki, Cem (Yılmaz) ve Ali Taner Baltacı o kadar uyumlu iki yönetmendi ki; herkes oyunculardan ne istendiğini o kadar iyi biliyordu ki, bize yazılanı oynamak kaldı.

* Sizinle yapılan bir röportajda "Filmde argo var mıydı?" sorusuna "Olsaydı rahatsız olurdum, yok herhalde" demişsiniz. Alternatif bir ismin argodan hoşlanmaması ilginç...
Dikkat ettim filmde üç tane falan küfür anlamına gelecek şey var. Onlar da hafif! Nefret ederim küfürlü konuşmadan. Yanımda konuşanları da uyarırım. Bir tek albüm kayıtları sırasında tek tük kullanırım. Kaydı yapan arkadaştan hep özür dilerim. Öyle bir huyum var.

Bush: İslam büyük bir din

ABD Başkanı George W. Bush,
Müslüman aleminin Ramazan Bayramı'nı kutladı. Bush, Ramazan Bayramı dolayısıyla yayınladığı mesajında, "İslam'ın ırk ve etnik ayrılıkları aşan büyük bir din olduğunu ve birçok insana umut ve güç verdiğini" ifade etti. "Amerika Müslüman vatandaşlarımızın sayısız desteği sayesinde daha güçlü ve Müslüman dünyasındaki tüm ülkelerle ilişkilerimize büyük değer veriyoruz" diyen Bush, "Bütün dinlerin mensupları için Ramazan Bayramı paylaştığımız ortak değerlerin ve hepimizi birleştiren dostluğun yeniden düşünülmesi için bir fırsattır" ifadesini kullandı.

Orta Asya'da en büyük Ramstore Almatı'da açıldı

Koç Grubuna ait Migros mağazalar grubunun Ramstore adı ile açtığı mağazalar zincirinin Orta Asya'daki en büyük halkası, Kazakistan'ın Almatı kentine bugün açıldı.

Ramstore Orta Asya Genel Müdürü Kıvanç Altınöz, Almatı'da Mega adıyla bugün 6 bin 500 metre kare alanda hizmete açılan alışveriş merkezinin, Orta Asya'daki en büyük Ramstore olduğunu söyledi.

Altınöz. mağazalarında 30 bin çeşit mal ile çeşit bakımından Türkiye'deki mağazaları geçtiklerini ifade ederken, bu mağaza ile Kazakistan genelindeki Ramstore sayısının 8'e ulaştığını, bunların 5'inin Almatı'da olduğunu kaydetti.Astana'da da aralık ayında ikinci Ramstore'u açacaklarını bildiren Altınöz, ''Böylece bu yılı, Kazakistan'daki Ramstore sayısını 9'a ulaştırmış olarak kapatacağız'' dedi.

Irak'ın Ramadi kentinde 12 direnişçi öldürüldü

Irak'taki Amerikan askerlerinin, ülkenin batısındaki Ramadi'de yola bomba yerleştirmeye hazırlanan 12 direnişçiyi öldürdüğü bildirildi.

Amerikan ordusundan yapılan açıklamada, koalisyon güçlerinin, yola yerleştirilecek patlayıcıları taşıyan bir araçla, patlayıcıları yerleştirmeye çalışan direnişçileri hedef aldığı belirtildi.

Ege'den efe çıkmadı: 1-1

Fortis Türkiye Kupası'nda karşı karşıya gelen Vestel Manisaspor ile Trabzonspor birbirlerine üstünlük sağlayamadı. Bordo-mavili ekip Gökdeniz ile öne geçti, ancak Rafael ev sahibine beraberliği getirdi. Jefferson ile Fevzi ise kalelerinde devleşti


Fortis Türkiye Kupası'nda gruptaki ilk maçına çıkan Vestel Manisaspor ile Trabzonspor yenişemedi: 1-1.
5. dakikada, Marcelinho'nun ara pasıyla ceza alanına giren Gökdeniz'in yerden vuruşu ağlarla buluştu: 0-1.
24. dakikada Nizamettin'in kullandığı korner atışında kale önünde karambol oluştu. Trabzonspor savunmasının arasında topu önünde bulan Rafael, sert bir vuruşla ağlara gönderdi: 1-1.
27'de Nizamettin'in kullandığı serbest vuruşu kaleci Jefferson kornere çeldi.
56. dakikada Gökdeniz sağdan ortaladı. Ersen Martin'in vuruşu az farkla dışarı gitti.
62 Johana, 67'de Rafael'in vuruşlarında kaleci Jefferson gole izin vermedi.
82'de Gökdeniz, 86'da ise Ersen'in vuruşlarında bu kez Vestel Manisa kalecisi Fevzi sahneye çıktı.
90. dakikada Gökdeniz'in yaklaşık 25 metreden sert vuruşunda günün yıldızı Fevzi bir kez daha geçit vermedi.

'Artık ligi düşünüyoruz'

Vestel Manisaspor Teknik Direktörü Ersun Yanal, hafta sonunda ligde mağlup olan iki takımın karşı karşıya geldiğini ve zevkli bir karşılaşmanın oynandığını belirtti.
Vestel Manisaspor'un her zaman futbolun doğrularını yapmaya çalışan, kazanmak için mücadele eden bir ekip olduğunu, bundan sonra da böyle devam edeceğini kaydeden Yanal, "Her zaman futbolun pozitif yönlerini ön plana çıkartmak için mücadele edeceğiz. Bugün maçı kazanabilirdik. Rakibimiz de pozisyonlar buldu. Sonuçta maç berabere bitti. Artık lig maçını düşünüyoruz"dedi.

Marcelinho'nun başı dertte!

Teknik Direktör Ziya Doğan'ın kendisini oyundan almasına sinirlenen Brezilyalı futbolcu, kulübede formasını üzerinden çıkararak yere attı, tepki topladı


Bordo-mavililerin yıldız futbolcusu Marcelinho, Vestel Manisaspor karşısında oyundan alınmasına tepki gösterdi.
72. dakikada Trabzonspor Teknik Direktörü Ziya Doğan tarafından kenara çekilen Brezilyalı futbolcu, sinirle yedek kulübelerine doğru yürüdü. Arkadaşlarının yanına oturduktan sonra oyundan alınmayı içine sindiremeyen Marcelinho, üzerindeki formayı çıkararak yere fırlattı.
Teknik Direktör Ziya Doğan maç sonrası yaptığı açıklamada, "Bence abartılacak bir davranış değil. Belki futbol oynarken biz de yapmışızdır. Belki de terli olduğu için çıkardı ve sonra yere attı. Bu tür davranışlardan kaos yaratmamak gerekir. Ancak bu olay değerlendirilir ve gereği yapılır" diye konuştu.
Bordo - mavili yöneticiler ise, forma atma olayı için, "Trabzonspor forması kutsaldır" diyerek Marcelinho'nun bu davranışının cezasız kalmayacağını söylediler.

'İyi oynadık, kazanamadık'

Trabzonspor Teknik Direktörü Ziya Doğan, "İyi futbol oynamalarına rağmen galip gelemediklerini belirtti.
Doğan, "Rakibimiz ilk kornerinde golü buldu. Bunun dışında ilk yarıda fazla pozisyon vermedik. Ancak rakiplerimizin iyi oynadığı anlarda panik yapıyoruz. Bunu aşmak zorundayız. İkinci yarıda Manisaspor daha etkili görünmesine rağmen üretken olan taraf bizdik. Rakipten 4-5 tane daha fazla pozisyon ürettik fakat sonuç alamadık. Bu arada hata yapıyorsam özür dilerim ancak hakem taktir haklarını sürekli rakipten yana kullandı. Özellikle kenarlarda yapılan faullerimizi vermedi. Buraya kazanmak için gelmiştik ama aldığımız bir puan da iyidir" ifadelerini kullandı.

Vestel'de Rafael tepkisi

Maçın sonlarına doğru Vedat Yüksel'in, Manisa'nın golcü oyuncusu Rafael'i kırmızı kartla oyun dışında bırakması, Teknik Direktör Ersun Yanal'ı çileden çıkardı. Maçın bitiş düdüğü ile birlikte yardımcıları ile birlikte soluğu Vedat Yüksel'in yanında alan Yanal, sert tepki gösterdi. Bu arada Rafael'in cezası nedeniyle hafta sonundaki Fenerbahçe maçında takımdaki yerini alamayacak olması Vestel'i sıkıntıya soktu.

Yanal'dan Gökdeniz'e kalkan

Bayram tatilini fırsat bilen Vestel Manisaspor taraftarı, kendilerine ayrılan bölümün çoğunluğunu doldururken, Gökdeniz aleyhine tezahüratta bulundu. Buna sinirlenen bordo-mavili oyuncu tepki gösterirken, Vestel Manisaspor Teknik Direktörü Ersun Yanal, siyah - beyazlı tribünlere sakin olmaları konusunda uyarıda bulundu. Trabzonspor'u ise yaklaşık 500 kişilik bir taraftar grubu destekledi.

Final pasları
Kritik / Ünver ERGUN

Son lig maçlarını üç gol yiyerek yenik kapatan iki takımın Manisa 19 Mayıs Stadı'ndaki kupa randevusunda da savunma hataları ön plandaydı. Doksan dakikaya iki gol sığması ise forvetlerin etkisiz kalışı ve final paslarının yerini bulmayışından kaynaklandı.
Ligde liderliğini sürdüren Vestel'in teknik patronu Ersun Yanal, 3-2'lik Sivas yenilgisinde forma giyen on birde dört değişikliğe gitmişti. Kaleci Bülent tribüne, Zelenka, Ümit ve Caner kulübeye çekilirken, Fevzi, Hakan Balta, Şener ve Nizamettin sahadaydı.
Trabzon ilk dakikalarda Vestel'in üzerine daha organize gitti. Ev sahibi takım, savunmadaki yerleşim hataları sonucu ceza alanı civarında Trabzon forvetine kolay pas imkanı verdi. Karadeniz temsilcisi bu bölümde golü buldu. Farkı açma fırsatları da yakaladı. İlerleyen dakikalarda Uğur'un servisleri ve topun kanatlara taşınmasıyla Vestel rakibi karşısında etkili olmaya başladı. 23'te Rafael, dört Trabzonlu arasında yere düşen topu filelere göndererek eşitliği getirdi.

Taşlar oynadı
28. dakikada Borbiconi'nin tribünden gördüğümüz kadarıyla sakatlığının nüksetmesi Vestel'in saha içi taşlarında oynamaya neden oldu. Takımın hücuma kalkışlardaki etkili ismi Uğur, Borbiconi'nin ön libero alanına çekildi. Zelenka ikili forvetin arkasına üçüncü güç olarak katıldı. Nizamettin ise serbest oynatılarak Uğur'un görevini üstlendi. Bu taktik değişikliği Vestel'in gücüne negatif etki yapmadı. İlk yarı 1-1 geçildi.
İki takım da ikinci yarı oyun planlarında değişikliğe gitmedi. İlk yarıdaki şablon, ikinci 45 dakikada da uygulandı. Vestel'in presi oyunun büyük bölümünde rakibin organize çıkışlarını engelledi. Son dakikalara kadar Vestel sahanın hakimiydi. Bitime yaklaşıldığında Trabzonspor, Gökdeniz'in çıkışlarıyla galibiyeti bulmak istedi. Bu kez sahneye çıkan kaleci Fevzi iki mutlak gole engel olarak gecenin 1-1 noktalanmasında pay sahibi oldu.

Müftüden garip bir uyarı!

Mudanya Müftüsü Nizamettin Doğan, bayram namazı öncesi verdiği vaazında,
"Eşiniz, anne ve kızınızdan başka kadınla tokalaşmayın, yoksa nikâhınız düşer" dedi

Mudanya Müftüsü Nizamettin Doğan, bayram namazı öncesi verdiği vaazda, "Anne, eş ve çocuğunuzdan başka kadınlarla tokalaşıp öpüşmeyin. Caiz değildir. Bunu yaparsanız nikâhınız düşer" dedi.
Hal Camii'nde verdiği ve ilçedeki 10 camide merkezi sistemle yayımlanan vaazında vatandaşlara seslenen Doğan'ın, Atatürk başta olmak üzere, Türk büyükleri ve şehitlere dua etmemesi de cemaatin eleştirisine neden oldu.

'Biraz hassas davranın'
Doğan, anne, eş ve kız çocuklarından başka kadınlarla tokalaşıp öpüşmenin caiz olmadığını söylerken, dinin emirlerini hatırlattığını söyledi. "Mahrem bayanlar" olarak tanımladığı anne, eş ve kız çocuklarının herhangi bir organına temasın caiz olduğunu belirten Doğan, "namahrem" olarak nitelendirdiği kadınlarla temasın ancak zaruriyet halinde olabileceğini söyledi. Bu nedenle vaazında yabancı kadınlarla tokalaşırken biraz daha hassas davranılması gerektiğini vurguladığını kaydeden Doğan, "Bu bir dini emir olduğu için dini bayramlarda buna biraz daha hassasiyet gösterilmesini istedim. Kaldı ki bunu ben bir ek bilgi gibi sundum. Bu konuşma öyle cemaati ayaklandıracak bir söz değildir" diye konuştu.
Bursa Müftüsü Mahmut Gündüz, Doğan'ın vaazıyla ilgili inceleme başlattığını açıkladı.

Katil Doğanlar

Çeşitli illerde üç günde yedi kişiyi öldürerek Türkiye'ye korku salan seri katillerden ikisi dün cezaevine konuldu. Sanıklar 'canavarca hisle veya eziyet çektirerek adam öldürmek' suçundan yargılanacak


Türkiye'nin çeşitli illerinde yedi kişiyi katleden Yiğit Bekçe ve Hasan Karahasan, yeni TCK'daki kasten adam öldürmenin nitelikli hallerinden "canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme" suçunu düzenleyen 82. madde uyarınca tutuklandı. Zanlılar, işledikleri her bir cinayet için ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
Bekçe ve Karahasan, dün Gölbaşı İlçe Jandarma Komutanlığı'ndan yoğun güvenlik önlemi altında Gölbaşı Adliyesi'ne getirildi. Bekçe, adliyeye girerken "Hiçbir sorumluluğum yok. Ben yapmadım" diye bağırdı. İki zanlı, sonra tutuklanarak Sincan F Tipi Cezaevi'ne gönderildi. Bekçe, adliyeden çıkarken de, "Sadece Gemlik'te adam vurdum. Cinayetlerle alakam yok" derken, Karahasan da, "Rehin alındım" diye bağırdı.


Domuz kurşunu
Zanlılar, mahkemede de savcılıkta verdikleri ifadeleri tekrarlayarak suçu birbirlerine attı. Bekçe, Ankara karayolu üzerindeki Aypek Petrol'de iki kişinin öldürüldüğü cinayeti Karahasan'ın işlediğini öne sürerek, "En az beş el ateş etti. Arkasından gittim. Yetişemedim. İnsanlar kanlar içinde ve beyinleri dağılmış bir şekilde yatıyorlardı. Hatta biri can çekişiyordu. 'Yapma' diyordu. Araya girdim. Karahasan bir daha sıktı. Domuz kurşununun sıyırarak geçtiğini hissettim" dedi.
Bekçe, hasmı olduğunu söylediği Melih Süren tarafından av tüfeğiyle yaralandığını ve üç ay yatakta yattığını da savunarak, "19 Ekim'de pompalı tüfekle Süren'e altı el ateş ettim. Daha sonra öldüğü haberini aldım. Bu tüfeği, Aykut O. isimli Karahasan'ın arkadaşından ruhsatsız av tüfeğimi takas ederek aldım" dedi.

Gitar kutusunda tüfek
Karahasan, Gölbaşı'ndaki nöbetçi mahkemedeki savunmasına başlamadan önce "can güvenliği ve başka nedenlerle" Yiğit Bekçe'nin salondan çıkartılmasını ve bu şekilde savunma vereceğini söyledi. 11 Ekim'de çalıştığı fabrikadan ayrıldığını ve 3 bin YTL tazminat aldığını belirten Karahasan, araba kiralayarak Bekçe'yle gezmeye başladığını anlattı. Bekçe'nin bir eve uğradığını ve gitar kutusu içinde pompalı tüfekle döndüğünü iddia eden Karahasan, kadınlarla "alem" yaptıklarını kaydetti.
Seri katiller, yedi cinayet, iki yaralama ve gasp olaylarını tam olarak hatırlamadıklarını da iddia etti.


Üçüncü zanlı da tutuklandı

Seri katillere silah ve araç temin ettiği iddia edilen Cemal Aykut Okumuş da "Cinayete iştirak etmek" suçundan tutuklandı. Okumuş, Cumhuriyet Savcılığındaki ifadesinde şunları söyledi:
"Mehmet Karahasan'ı Akyazılı olması nedeniyle tanırım. Üç yıldır görüşmüyorum. Bana araçlarıyla kaza yaptıklarını söyleyerek yardımcı olmamı istediler. Ben de kabul ettim. 54 HP 185 plakalı arabayı iki günlüğüne kiraladılar. Araçta tüfek ya da başka bir şey olmadığına dikkat etmedim. Mehmet, daha sonra adının Şahin olduğunu söylediği kişiyle Akyazı'dan ayrıldı. Daha sonra kardeşim beni arayarak jandarmanın kendisini gözaltına aldığını, araba kiraladığı kişilerin cinayet işlediğini söyledi. Bunun üzerine Mehmet'i aradım. Bana "12 tane cinayet işlediklerini, katliam yaptıklarını söyledi. Böyle bir şeyin gerçek olup olmadığını sorduğumda çıkışarak 'Ben katliam yaptığımızı söylüyorum, sen inanmıyormusun? Gazetelerden okursun. Arabayı bize bıraktığını söyleme' dedi.

'Ben masumum' dedi
İki seri katilin kendisi sayesinde tespit edildiğini savunan Okumuş, Bekçe'nin olaylarda kullandığı tüfeği kendisinin verdiği yönündeki iddiayı kabul etmedi.
İki avukat nezaretinde ifade veren Okumuş, "Cinayete iştirak etmek" ve "Silah temin etmek" suçlarından tutuklandı. Okumuş, Adliye çıkışında gazetecilere "Masumum, suçsuzluğum ortaya çıkacak" dedi.


ALİ AYCIK'IN CENAZESİNDE BÜYÜK ÖFKE:
'Katili bize versinler'


HATAY DHA
Kurbanlardan Enver Aycık (27), memleketi Hatay'ın İskenderun ilçesinde toprağa verildi. Aycık'ın babası Ali Aycık ve yakınları cenaze töreni sırasında sinir krizi geçirdiler.
Ankara'da otopsi yapıldıktan sonra getirilen cenaze bir süre Çankaya Mahallesi'ndeki baba evinde bekletildi. En büyük çocuğunu toprağa vermenin acısını yaşayan üç çocuk annesi Ayşe Aycık, oğlunu son kez görmek istedi, ancak kefeni açılmayınca toprak atıp ağıt yaktı.
Oğlunun bayramda geleceğini söylerken cenazenin geldiğini anlatan Aycık, "Biricik oğluma nasıl kıydılar? Bana bayramlık hediye aldığını, onu getireceğini söylemişti. Kendi yerine cenazesi geldi" diye ağladı.
Aycık'ın amcasının oğlu Ziya Aycık da suçluların bir süre cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılmamasını isteyerek şunları söyledi:

'Katilleri bırakmayın'
"Katil insanlar bırakılıyor, yine canlar yanıyor. Onları bırakmasınlar. Başka canları almasınlar. Eğer yöneticiler kendileri bir şeyler yapamıyorsa bizlere teslim etsinler. Yargı, polis, Meclis kimse bir şey yapmıyor. Biz canımızı toprağa verdik, başka insanlar ölmesin. Canları çektiği için baklava çalanlara yıllarca hapis cezası veriyorlar. Baklava çalanlar yıllarca hapis yattı."

Babasını öldürdükleri çocuğu sevmişler

MURAT KİBRİTOĞLU, UFUK AKTUĞ Adana, Hatay DHA
Seri katillerin, kurbanlarından Adanalı çiftçi iki çocuk babası Bekir Ciritçi'nin oğlu 4 yaşındaki Yağız'ı, "Ne sevimli çocuk" diye sevdikleri belirtildi. Katilleri teşhis eden amca Osman Ciritçi, "İlk bakışta tanıdım, onlardı. Cinayeti işlemeden önce yeğenimin benim yanıma bıraktığı oğlu Yağız'ı sevmişler. Terbiyesiz adamlar, çocuğun ne kadar sevimli olduğunu söylemişler" dedi.
Cinayetin işlendiği geçen pazar günü yeğeni Bekir'in oğlu Yağız'la eve gitmek için 33 NZ 802 plakalı otomobille yola çıktığını anlatan Ciritçi, şunları söyledi:

Kırmızı ışıkta binmişler
"Yeğenimin evi Güzelyalı Mahallesi'ndeydi. Arife günü köye geldi. Oğluyla ayrıldı. Aynı gün 19.00 sıralarında bize çocuğu bıraktı ve ayrıldı. Yanında birileri vardı, ama tanımıyordum.
Katillerin ifadelerinden öğrendiğim kadarıyla yeğenim kent merkezindeki Çifte Minare Camii civarındaki kırmızı ışık yanınca silah çekerek otomobiline binmişler. 'Biz cinayet işledik. Bizi Aksaray'a götüreceksin' demişler. Yeğenim de, 'Küçük oğlumu yolculuğa çıkarmayalım, amcama bırakayım' diyerek katillerle yanıma gelmiş.
Geldiğinde hiçbir şeyden şüphelenmedim. Yolda otomobilin camları kirli olduğu için, yeğenim 'İnip camı temizleyeyim' demiş. Katiller de kaçacağından korkup 'Sen inme, biz temizleriz' demişler. Otomobili durdurunca yeğenim kaçmaya kalkışmış. Arkasından ateş edip kaçmışlar."


Çocuk silah var demiş
Yenice Jandarma Karakolu ekiplerince Ankara'ya götürülen amca Ciritçi, "Teşhis odasına girdiğimde içeride baygın gibi duruyorlardı. Görür görmez tanıdım onları. Yeğenim çocuğu bize bıraktıktan sonra gelmeyince alıp evine götürdüm.
Annesi, 'Baban kiminle yemeğe gitti' diye sormuş. O da, 'Kiminle yemeğe gittiklerini bilmiyorum, ama babamı öldürecekler. Silahları var' demiş. Biz bunları söyleseydi, belki güvenlik güçlerine haber verir, olayın önlenmesini sağlayabilirdik" dedi.


UZMAN GÖRÜŞÜ
Seri katiller renk vermiyor

ADANA AA
Çukurova Üniversitesi medikososyal birimi uzmanlarından psikiyatr Dr. Sabri Yurdakul, bir kişiye "seri katil" denilebilmesi için herhangi bir ruhsal hastalığının bulunmaması, en az üç cinayet işlemesi ve çoğunlukla öldürdüğü insanları daha önceden tanımamış olması gerektiğini söyledi.
Yurdakul, seri katillerin ruhsal hastalıkları olmasa da çoğunlukla kişi olarak problemli insanlar olduklarını ifade ederek, "Yapılan araştırmalar ve yaşanan olaylara göre, seri katilerin çocukluklarından itibaren topluma çok fazla giremeyen, diğer çocuklarla bir arada olduğunda çoğunlukla kavga eden ve özgüveni eksik insanlar oldukları gözleniyor" dedi.

'Tedavi mümkün değil'
Seri katillerin yüzde 90'ından fazlasının erkek ve bekâr olduğunu belirten Yurdakul, bunun erkeklerin şiddete kadınlara göre daha yatkın olmalarıyla açıklanabileceğini savundu. Yurdakul, bu insanların tedavilerinin mümkün olmadığına dikkati çekerek, "Kişilikle ilgili problemleri olduğu için önemli olan bu kişileri suç işlemeden yakalayıp yolundan vazgeçirmek, sosyal destek sağlamaktır" diye konuştu.
Mafya ve seri katillerin konu edildiği filmlerin genelde Amerikan yapımı olduğunu ifade eden Yurdakul, son yıllarda Batı özentisinin yerli yapımlara da yansıdığını belirtti.

'Sapık ruhlu insanlar'

CNN Türk'e katılan ÇEMATEM'den uzman doktor Defne Tamer Gürol, madde kullanımı ve suç arasındaki ilişkinin tartışılan bir konu olduğunu belirterek, "Bazı maddeler kontrol sistemini zayıflatır. Hatta bu kişiler kontrol sistemlerini zayıflatmak için maddeyi seçerler. Ancak bu gibi durumlarda madde kullanımının suç işlemeyi azaltıcı ve hafifletici bir etkisi yoktur" dedi.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Klinik Şefi Uzm. Dr. Niyazi Uğur da şunları söyledi: "Bu gibi kişiler bir anlık çıkar için suç işlemeyi meslek haline getirmişlerdir. Ağır kişilik bozuklukları vardır. Bir anlık haz için cinayet işleyebilirler. Toplum otoritesi ile çatışan, kendilerinden başka kimseyi düşünmeyen sapık ruhlu insanlardır. Bu durum medikal değildir. Cezaevleri de, bu gibi kişileri toplumdan ayırt etmek için kurulmuştur. Ancak cezaevlerinde bile rehabilite edilmeleri mümkün olmuyor."

Haberin YOK

Öyleyse haberdar olmak için doğru yerdesin.

RehberTurk